Almanya’da bu hafta düzenlenen operasyonlar ülkedeki genç Neonazilerin artan varlığını ortaya koydu. Ancak Berlinliler, şehri nefrete teslim etmemek için direniyor.
Anne’nin korkusu yok, ama yine de temkinli. Çünkü o, Almanya’nın başkenti Berlin’de aşırı sağcılara ve sağcı şiddetine karşı mücadele ediyor. Bu nedenle kendisi de aşırı sağcılar tarafından hedef alınıyor. Bu yüzden gerçek adını kullanmıyoruz.
30 yaşındaki genç kadın, şehrin Marzahn-Hellersdorf bölgesinde aşırı sağcıları gözlemliyor. Sağcı şiddet, propaganda, gündelik ırkçılık…
DW’ye konuşan Anne “Burada sokakta bir hegemonya kurmak isteyen Neonaziler var. Bu sokak hakimiyetini de çıkartmalarla, grafitilerle sembolize etmek istiyorlar. ‘Buradayız ve burası bizim mahallemiz’ mesajını vermeye çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.
Berlin’in farklı bölgelerinde Anne gibi, ırkçı ve sağcı olayları kayıt altına alan genç insanlar var. Bu gençler, tehlikenin boyutlarını görünür hale getirmeyi hedefliyor ve mağdurların sesi olmak istiyorlar. Anne, “Pembe saçlı oldukları için ya da sözde solcu bir markaya ait bir ceket giydikleri için tehdit edilenler var” diyor ve bölgede Neonazi motivasyonlu soygunlar yaşandığına dikkat çekiyor.
Marzahn-Hellersdorf: Avrupa’nın en büyük prefabrik yerleşim alanı
Berlin’in Marzahn-Hellersdorf semti, adeta şehirden ayrı bir dünya. Oldukça büyük olan bu semt, içinde birçok zıtlığı barındırıyor. Avrupa’nın en büyük prefabrik (Plattenbau) yerleşim alanına sahip olan bu bölge, her dört çocuktan birinin resmi olarak yoksul sayıldığı, sosyal açıdan sorunlu bir semt.
Diğer yandan doğa ve yeşillik açısından çok zengin ve aileler için cazip unsurlar barındırıyor. Marzahn-Hellersdorf yalnızca Plattenbau konutlardan ibaret değil; aynı zamanda Almanya’nın en büyük çok aileli konut yerleşimine de ev sahipliği yapıyor.
Metroyla yalnızca 20 dakika içinde Berlin’in merkezinde yer alan turistik bölgelerden Alexanderplatz’a ulaşmak mümkün. Ancak birçok insan için bu göz alıcı şehir merkezi çok uzakta kalıyor. “Semtten hiç ayrılmayan pek çok genç var” diyen Anne, “Böyle bir mahallenin hayatın tamamı anlamına gelebilmesi de oldukça çarpıcı bir gerçek” diye ekliyor.
Genç Neonaziler yıllardır Berlin’de, özellikle de bu semtte tutunmaya çalışıyor. Bu süreçte öne çıkan gruplar arasında, Almanya’da 6 Mayıs 2026’da düzenlenen baskınların hedefi olan iki oluşum da var: “Deutsche Jugend voran” (Alman Gençliği İleri) ve “Jung und Stark” (Genç ve Güçlü).
Bu gruplar genellikle queer bireylere, göçmenlere ya da siyasi rakiplerine yönelik nefretlerini sosyal medyada yayıyor. Ancak Marzahn-Hellersdorf’ta bunu sokakta da gösteriyorlar.
“Heil Hitler” ve Nazi çıkartmaları
Semtteki şiddet ve nefret her zaman doğrudan gözle görülür değil: Birçok sokak düzenli bir görünüme sahip, çok sayıda çiçek ve ağaçla bezenmiş durumda. Her şey tertipli, sakin ve temiz. Ancak buna rağmen nefret söylemleri gündelik hayatın bir parçası. Araştırmalarımız sırasında bisikletli bir adam yanımızdan geçerken gelişigüzel “Heil Hitler” (Yaşasın Hitler) diye bağırıyor.
Birkaç yüz metre ileride ise işlek bir caddede, bir sokak lambasının direğine yapıştırılmış çıkartma göze çarpıyor: Üzerinde, Neonazi bir küçük partinin logosuyla birlikte “Almanya Almanlarındır” yazıyor.
Anne nefret ve şiddet mağdurlarının seslerini aktarıyor. “Beni arayıp ‘Şu anda saklanıyorum. On kişilik bir genç grubundan kaçtım!’ diyenler oldu.” Gençlerin acımasızca dövüldüğü olaylara işaret eden Anne, “Bu, insanlar için hissedilir hale gelmiş, çok büyük ve giderek artan bir şiddet. Ve insan gençse ve Nazilere karşıysa, nasıl giyineceğini üç kere düşünür oluyor” şeklinde konuştu.
Marzahn-Hellersdorf Belediye Başkan Yardımcısı Gordon Lemm de şiddet ve nefretin yayıldığını gözlemleyenlerden. Sosyal Demokrat Lemm, bu semtten geliyor ve burada büyümüş. DW’ye konuşan Lemm, son zamanlarda özellikle queer bireylerin hedefte olduğunu söylüyor.
Queer gençler daha fazla hedef alınıyor
“Burada Berlin’in diğer semtlerindeki gibi şehir manzarasının doğal bir parçası olan queer kafeler yok” diyen Belediye Başkan Yardımcısı, “Semtimizde daha az güvenli alan var. Bana, queer gençlerin kimliklerini gizlemeden sokağa çıkmaya giderek daha az cesaret ettiklerine yönelik bildirimler geliyor” ifadelerini kullandı.
Lemm, gençler arasında bir tür değerler gerilemesi (backlash) gözlemlediğini de aktarıyor ve ekliyor:
“Bu anlayışlara göre kadınların yeniden geleneksel bir rol üstlenmesi, erkeklerin ise evin geçimini sağlayan kişi olması bekleniyor.”
Marzahn-Hellersdorf Belediye Başkan Yardımcısı Gordon Lemm özellikle queer gençlere yönelik şiddetin arttığına dikkat çekiyor
Lemm, DW’ye verdiği röportajda bu geriye gidişin, artan toplumsal güvensizlik tarafından da körüklendiğini ifade ederek bu tabloyu şöyle anlatıyor:
“Semtimde bir tür sertleşme hissediyorum: İnsanlar kendi kabuklarına çekiliyor ve dikkat çekmek istemiyor, ne kendilerine hitap edilmesini ne de garip bakışlara maruz kalmayı istiyor. Birçok kişinin dış görünüşüyle de ortaya koyduğu bir çeşit koruma duvarı var: Mümkün olduğunca kısa saçlar ve dışarıya belli bir güç yansıtan kıyafetler… Çünkü kimse mağdur olmak istemiyor. Bunun Marzahn-Hellersdorf’ta yeniden daha güçlü bir şekilde ortaya çıktığını görüyorum.”
Göçmenlere yönelik gündelik ırkçılık
Lemm’in bahsettiği bu “sertliği” ilk hissedenler Farzaneh gibi insanlar oluyor. O da Anne gibi 30 yaşında ve Hellersdorf’ta yaşıyor. Farzaneh gevşek bağlanmış bir başörtüsü takıyor. Ailesi Afganistan doğumlu, kendisi ise İran’da dünyaya gelmiş. Uzun yıllardır Hellersdorf’ta yaşıyorlar. Farzaneh, yaşadıkları gündelik ırkçılığı bu tür olayları belgeleyen bağımsız kuruluş “Berlin Register”e bildirdiğinde Anne’yle tanışmış.
“Ailemin yaşadığı binada annem yaşlı bir kadın tarafından hakarete uğradı: Annemi her gördüğünde ‘pislik’ diyor ya da başka hakaretler ediyordu.”
Farzaneh, DW’ye gündelik hayatını anlatırken sık sık gülümsüyor. Süpermarkette, metroda, sokakta maruz kaldığı kötü bakışlardan söz ediyor. Onun için ırkçılık böyle başlıyor. Ama mücadeleden vazgeçmeye de niyeti yok: “Sırf kadın olduğum için zayıf değilim. Kendimi koruyabilirim.”
Farzaneh, her şeye rağmen Berlin’i seviyor. En son uzunca bir süre için Güney Tirol’e gittiğinde Berlin’in çokkültürlülüğünü özlediğini ifade ediyor. Uzun yıllardır yaşadığı Almanya’da eğitimini tamamladıktan sonra şimdi vatandaşlığa geçmek istediğini belirten Farzaneh, “Almanya’da iyi olan şu ki en azından ayrımcılıkla mücadele dairesine başvuru yapabiliyorsunuz. İran’da böyle bir şey yok” diyor.
Şehirlerinden vazgeçmeyen mücadeleci ruhlar
Aşırı sağcılara karşı koymak isteyen bir diğer kişi de Barbara Jungnickel. Haftada bir kez, Hellersdorf’un tam ortasında bir kafeye dönüştürülmüş karavanını açıyor. “Tekerlekli Kafe” adını verdiği bu buluşma noktasına mahalle sakinlerini kahveye davet ediyor.
Bölgedeki Protestan kilise cemaatinde cemaat pedagogu olarak görev yapan Jungnickel, herkesle konuşmak istediğini ancak sohbetleri belli bir yöne çekmek istemediğini ifade ediyor. Kafeyi 2013 yılında, semtte mülteciler için bir barınma merkezinin açıldığı dönemde hayata geçirmiş. “O zaman Almanya’nın dört bir yanından sağcılar buraya gelip sokaklarda dolaşmış ve ‘Mülteci yurduna hayır’ sloganları atmıştı. Biz de kilise cemaati olarak, bu kadar çok komşunun onlara katılıp peşlerinden gittiğini ve bağırdığını görünce dehşete kapıldık” diye anlatıyor.
Bu kafe, nefret ve kışkırtmaya karşı mütevazı bir karşı duruşu temsil ediyor. Ama aynı zamanda, her bir insanın fark yaratabileceğinin, çoğu zaman anonim olan büyük bir şehirde birlikte yaşamaya dair bir şeyleri harekete geçirebileceğinin de kanıtı.
Barbara Jungnickel, Anne, Farzaneh, Belediye Başkan Yardımcısı Gordon Lemm… Bu insanların hiçbiri, şehirlerini düşmanlıkla hareket eden saldırgan bir azınlığa bırakmak istemiyor ve Almanya’daki endişe verici eğilime karşı duruyorlar.


