1. Haberler
  2. Dünya
  3. En güvenli yerlerden biriydi: Nükleer santrali patlattı! Bisikletiyle kayıplara karıştı, neler oldu?

En güvenli yerlerden biriydi: Nükleer santrali patlattı! Bisikletiyle kayıplara karıştı, neler oldu?

Güney Afrika’da apartheid rejiminin en büyük teknoloji ve enerji projelerinden biri olarak görülen Koeberg Nükleer Santrali, 1982 yılının Aralık ayında ülke tarihine geçen bir sabotajla sarsıldı. Santralde sözleşmeli mühendis olarak çalışan Rodney Wilkinson, devreye alınmasına haftalar kalan tesise patlayıcılar yerleştirdi, iş arkadaşlarıyla vedalaştı ve bisikletiyle santralden ayrıldı. Kimsenin ölmediği saldırının arkasındaki isim 13 yıl boyunca ortaya çıkmadı.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Güney Afrika’nın yakın tarihinde, bir dönem devletin en büyük gurur projelerinden biri olarak sunulan Koeberg Nükleer Santrali’nin adı, 1982 yılında yaşanan sıra dışı bir sabotajla hafızalara kazındı. Apartheid rejimi için Koeberg, yalnızca elektrik üretecek bir tesis değildi. Aynı zamanda ülkenin teknolojik gücünü, modernleşme iddiasını ve uluslararası baskılara rağmen ayakta kalma kararlılığını temsil eden dev bir semboldü. Ancak bu sembol, içeriden gelen bir darbe ile sarsıldı.

O darbenin merkezinde ise Rodney Wilkinson adında, görünürde sıradan bir Güney Afrikalı mühendis vardı. Eskrim geçmişi olan, askerlik yapmış, bir dönem komün yaşamında bulunmuş, nükleer karşıtı fikirleri olan ve apartheid rejimine giderek daha fazla öfke duyan Wilkinson, 17 Aralık 1982’de santraldeki son iş gününe çıktı. O gün yaşanacaklar, Güney Afrika tarihinin en büyük sırlarından birine dönüşecekti.

TRAJİK BİR BAŞLANGIÇ

Rodney Wilkinson gençliğinde Güney Afrika’nın en başarılı eskrimcilerinden biriydi. 21 yaşındayken ülkesinde folyo ve kılıç branşlarında ulusal şampiyon olmuş, ‘epe’ branşında ise ikinci sıraya yerleşmişti. Avrupa ve Arjantin’de turnuvalara katılmıştı. Ancak apartheid rejimi nedeniyle Güney Afrika uluslararası spor organizasyonlarından dışlandığı için olimpiyat sahnesine çıkma şansı bulamamıştı. Hayatındaki ilk büyük kırılma ise 1971 yılında geldi.

https://twitter.com/skamugasa/status/2052421710477922808

Johannesburg’daki Witwatersrand Üniversitesi’nde antrenman yaparken, karşısında antrenörü Vincent Bonfil vardı. Bonfil, İngiliz bir eskrimciydi ve 1968 Meksika Olimpiyatları’nda Britanya adına yedek sporcu olarak yer almıştı. İki isim, aynı anda hamle yapılan bir teknik üzerinde çalışıyordu. Bu sırada Wilkinson’ın folyosu kırıldı. Kırılan çeliğin ucu Bonfil’in göğsüne saplandı.

Bonfil kısa süre içinde hayatını kaybetti. Mahkeme olayı kaza olarak değerlendirdi. Bonfil’in annesi İngiltere’den Güney Afrika’ya geldiğinde Wilkinson’a öfke duymak yerine onu kendi oğlu gibi gördüğünü söyledi. Ancak bu, Wilkinson’ın üzerindeki ağırlığı hafifletmedi. Yıllar sonra kendisine bu olayın onu nasıl etkilediği sorulduğunda yalnızca “Kötü” diyebildi. Bu ölüm, Wilkinson’ın hayatında hiç kapanmayan bir yara olarak kaldı.

REJİME DUYULAN ÖFKE

Wilkinson’ın apartheid rejimiyle hesaplaşması yalnızca siyasi bir fikir meselesi değildi. Kendi hayatında da bu rejimin izlerini taşıyordu. Güney Afrika’da o dönemde ‘beyaz’ erkekler için askerlik zorunluydu. Wilkinson da 18 yaşında askere alındı. Önce kaçmaya çalıştı, ancak ordu tarafından geri getirildi. 1976 yılında ise Güney Afrika’nın resmen tam olarak kabul etmediği Angola savaşına gönderildi.

Bu savaş, apartheid rejiminin bölgedeki askeri ve siyasi hesaplarının bir parçasıydı. Güney Afrikalı askerler sınır ötesinde çatışmalara katılıyor, ölümler ise kimi zaman ailelere ve kamuoyuna farklı gerekçelerle anlatılıyordu. Wilkinson bu dönemde rejime karşı daha da öfkelendi. Angola’daki görevi sırasında haberleşme ve kodlu mesajların iletilmesiyle ilgili bir birimde çalıştı. Anlatılanlara göre bazı mesajları geciktirdi, emirlerin zamanında ulaşmasını engelledi. Bu tavır, onun sisteme karşı pasif direnişinin ilk işaretlerinden biriydi. Fakat yıllar sonra yapacağı şey, bunun çok ötesine geçecekti.

CAPE TOWN YILLARI

Askerlikten sonra Wilkinson Johannesburg’dan ayrılıp Cape Town’a gitti. Bir komünde yaşamaya başladı, eskrim dersleri verdi ve daha serbest bir hayat sürdü. Bu dönemde Heather Gray ile tanıştı. Gray, politik bilinci daha güçlü, nükleer karşıtı ve apartheid karşıtı fikirlere yakın bir öğrenciydi. İkili kısa sürede yakınlaştı. Bu ilişki, zamanla yalnızca bir aşk hikâyesi olmaktan çıktı. Wilkinson’ın sahip olduğu bilgiler ve Gray’in siyasi sezgileri, onları Afrika Ulusal Kongresi’ne, yani ANC’ye uzanan tehlikeli bir yola soktu.

Wilkinson daha önce Koeberg projesinde genç bir teknik eleman olarak çalışmıştı. Santral henüz planlama ve inşa aşamasındayken tesisin çizimlerine erişmişti. Bu belgeler, apartheid rejiminin en önemli enerji projelerinden birinin iç yapısı hakkında hassas bilgiler içeriyordu. Wilkinson bu belgeleri gizlice dışarı çıkardı. Daha sonra Gray’e anlattığında, Gray ona bunu hafife almaması gerektiğini söyledi. Ona göre bu bilgiler, apartheid rejimine karşı mücadele eden ANC’ye ulaştırılmalıydı.

https://twitter.com/Buja3D/status/2052471226086363343

ANC İLE TEMAS

1980’lerin başında Wilkinson ve Gray, ellerindeki belgelerle Güney Afrika’dan ayrılıp Zimbabve’ye geçti. O dönemde ANC, Güney Afrika’da yasaklıydı. Nelson Mandela hâlâ Robben Island’da hapisteydi. Hareketin lider kadrosu sürgünde, özellikle Zambiya, Mozambik ve çevre ülkelerde faaliyet gösteriyordu.

İkili, ANC’ye ulaşmaya çalışırken önce şüpheyle karşılandı. Çünkü ne Wilkinson’ın ne de Gray’in örgüt içinde bilinen bir geçmişi vardı. Politik eğitimleri yoktu, bağlantıları yoktu. Bir anda ortaya çıkmış, apartheid rejiminin en hassas projelerinden birine ait belgeler getirdiklerini söylüyorlardı.

Zimbabve’deki bağlantılar, çifti bir süre izledi. Wilkinson’ın gerçekten samimi olup olmadığı anlaşılmaya çalışıldı. Onun düzensiz, öfkeli ve zaman zaman kontrolsüz tavırları şüphe uyandırsa da bir yandan da başka bir gerçeği gösteriyordu: Wilkinson, klasik bir ajan profiline benzemiyordu. Kayıtlarda adı yoktu, politik geçmişi yoktu, güvenlik birimlerinin radarında değildi. Tam da bu nedenle yeniden Güney Afrika’ya dönüp Koeberg’e girebilecek biri olabilirdi.

ANC içinde Wilkinson’ı değerlendiren isimlerden biri, Nelson Mandela ile Robben Island’da hapis yatmış olan Mac Maharaj’dı. Maharaj, Wilkinson’ın dağınık görünümünün altında ciddi bir zihinsel dayanıklılık gördü. Eskrimde üst seviyeye çıkmış olması da onun disiplin ve refleks açısından farklı bir karaktere sahip olduğunu düşündürüyordu. Heather Gray ise Wilkinson’ın yanında denge unsuru olarak görülüyordu. ANC içindeki değerlendirmeye göre Gray, politik olarak daha bilinçli ve daha sağlamdı. Bu nedenle yalnızca Wilkinson’ın sevgilisi değil, operasyonel anlamda da önemli bir parça olarak kabul edildi.

NÜKLEER SEMBOL HEDEFTE

Koeberg, Güney Afrika’nın tek nükleer enerji santraliydi ve apartheid devleti için büyük bir propaganda değerine sahipti. Santralin devreye alınması, rejimin içeride ve dışarıda “biz hâlâ güçlüyüz” mesajı vermesi anlamına gelecekti. ANC açısından böyle bir hedefe zarar vermek, yalnızca teknik bir saldırı değil, siyasi bir mesajdı. Amaç, mümkün olduğunca kimseye zarar vermeden, rejimin en korunaklı görünen altyapısına ulaşılabileceğini göstermekti.

Wilkinson’a zamanla daha büyük bir görev verildi: Belgeleri sağlamakla yetinmeyecek, santralin içine girerek sabotajı kendisi yapacaktı. Bu karar kolay alınmadı. Wilkinson’ın bir ailesi vardı. Heather Gray’in önceki ilişkisinden olan kızı Kyla’yı kendi çocuğu gibi büyütüyordu. Yakalanması, öldürülmesi ya da ağır işkence görmesi mümkündü. Buna rağmen görevi kabul etti.

SANTRALE DÖNÜŞ

19 Temmuz 1982’de Wilkinson, Koeberg’e yeniden giriş yapabilmesini sağlayan çalışma iznini aldı. Sarı renkli Renault 5 otomobili için de santral giriş kartı çıkarıldı. Kısa süreli bir mühendislik sözleşmesiyle tesiste çalışmaya başladı. Bu, operasyon için kritik bir fırsattı. Çünkü santral henüz tam olarak devreye alınmamıştı. Reaktörlere yakıt yüklenmeden önceki dönemdi. Heather Gray’in en büyük şartı da buydu: Sabotaj, radyoaktif bir kazaya yol açmayacak şekilde yapılmalıydı.

Aylar boyunca Wilkinson, Güney Afrika dışında ANC bağlantılı isimlerle gizli görüşmeler yaptı. Görüşmelerde santraldeki hedefler, kaçış yolları ve operasyonun zamanlaması konuşuldu. Haberleşme de son derece dikkatli yürütülüyordu. Bazı mesajlar, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ifadelerle kodlanıyordu. Fakat baskı giderek artıyordu. Wilkinson korkuyor, takip edildiğini düşünüyor, zaman zaman ruhsal olarak zorlanıyordu. Gray ise onun en yakın sırdaşıydı. Operasyonun başarısı kadar, kimsenin ölmemesi de onun için vazgeçilmezdi.

GÜVENLİK AÇIĞI

Bugünün gözünden bakıldığında, Wilkinson’ın Koeberg gibi hassas bir tesise nasıl bu kadar rahat girebildiği şaşırtıcı görünüyor. Ancak apartheid sisteminin çarpık güvenlik anlayışı burada belirleyici oldu. Wilkinson beyazdı, teknik personeldi, daha önce tesiste çalışmıştı ve görünüşte sisteme ait biri gibi duruyordu. Santraldeki güvenlik önlemleri, dışarıdan gelecek tehditlere odaklanmıştı. İçeriden, üstelik beyaz bir çalışandan gelecek bir sabotaj ihtimali neredeyse akla getirilmiyordu. Bu durum, Wilkinson’a büyük bir görünmezlik sağladı. Çalışanların arasına karışabiliyor, belirli alanlara girebiliyor, normal bir mühendis gibi davranabiliyordu. Santralin en güçlü görünen tarafı, aslında en büyük zaaflarından birine dönüşmüştü.

SON GÜN BAŞLIYOR

17 Aralık 1982 Cuma günü, Wilkinson’ın Koeberg’deki son çalışma günüydü. O gün iş arkadaşlarına İngiltere’ye gideceğini söylemişti. Bu bilgi tamamen yalan değildi; nihai kaçış rotasında İngiltere de vardı. Ancak o gün santralden ayrıldığında ardında çok daha büyük bir şey bırakacaktı.

Gün içinde, daha önce içeri soktuğu patlayıcı düzenekleri santralin kritik noktalarına yerleştirdi. Operasyonun ayrıntıları yıllar sonra anlatıldığında, bunun ne kadar büyük bir risk taşıdığı daha iyi anlaşıldı. Wilkinson, yakalanma ihtimalinin yanı sıra, patlayıcıların kendisine zarar verme riskini de göze almıştı. Öğleden sonra iş arkadaşlarıyla vedalaştı. Normal bir çalışan gibi sohbet etti, içkisini içti, iyi dilekleri kabul etti. O sırada santralde bulunanların hiçbiri, birkaç saat sonra tesiste büyük patlamalar yaşanacağını bilmiyordu.

Wilkinson daha sonra bisikletine bindi ve Koeberg’den ayrıldı. Bu görüntü, yıllar sonra olayın en çarpıcı simgelerinden biri hâline geldi: Apartheid rejiminin nükleer gururunu hedef alan adam, santralden zırhlı araçla ya da gizli bir tünelle değil, bisikletiyle çıkmıştı.

KAÇIŞ ROTASI

Wilkinson, santralden çıktıktan sonra Cape Town Havalimanı’na geçti. Bir arkadaşı onu arabayla götürdü. Yanında bisikleti de vardı. Daha sonra Johannesburg’a uçtu. Orada kız kardeşi Cathy ile buluştu. Kız kardeşi onu gördüğünde bir şeylerin ters gittiğini anladı. Ağlamaya başladı ve ona ne yaptığını sordu. Wilkinson ayrıntı vermedi. Yalnızca kimseyi öldürmediğini düşündüğünü ve bunun politik bir eylem olduğunu söyledi.

Ardından Swaziland sınırına doğru yola çıktılar. Wilkinson resmi bir sınır kapısından geçmedi. Kırsal bir bölgede, tel örgülerin bulunduğu bir noktadan sınırı aştı. Diğer tarafa geçtiğinde bir dereye girip kıyafetleriyle suya uzandı. Üzerindeki gerilim, yerini kısa süreli bir özgürlük hissine bırakmıştı.

Fakat kaçış henüz tamamlanmamıştı. ANC bağlantılarıyla buluşması gerekiyordu. Buluşma noktalarından birinde saatlerce bekledi. Kimse gelmedi. Telefonla bağlantı kurmaya çalıştı, ancak hat seslerini yanlış yorumladığı için birkaç kez kendi komutanına ulaşamadan kapattı. Sonunda bağlantı kurmayı başardı ve Mozambik’e geçmesi sağlandı.

PATLAMALAR BAŞLADI

18 Aralık 1982 Cumartesi günü Koeberg’de patlamalar meydana gelmeye başladı. Patlamalar saatler arayla yaşandı. Santral henüz faaliyette olan bir nükleer tesis olmadığı için radyoaktif sızıntı yaşanmadı. En önemlisi, kimse ölmedi. Bu nokta, Wilkinson ve Gray için kritik öneme sahipti. Operasyonun amacı can kaybı yaratmak değil, apartheid devletinin en önemli stratejik projelerinden birine siyasi ve ekonomik darbe vurmaktı.

Koeberg’deki hasar büyüktü. Santralin devreye alınması yaklaşık 18 ay gecikti. Maddi zarar yüz milyonlarca rand seviyesine ulaştı. O dönem rand ve doların pariteye yakın olduğu düşünüldüğünde, zararın uluslararası karşılığı da çok büyüktü. Güney Afrika devleti için bu yalnızca bir sabotaj değildi; güvenlik aygıtının itibarına indirilmiş ağır bir darbeydi.

KİM YAPTI?

Patlamalardan sonra ülkede büyük bir belirsizlik yaşandı. Saldırının arkasında kimin olduğu hemen anlaşılamadı. Bazı yetkililer Avrupa’daki radikal sol örgütleri suçladı. Bazıları, santralin inşasında yer alan yabancı şirketlerle bağlantılı bir iç hesaplaşma ihtimalini düşündü. Başka senaryolar da gündeme geldi.

Ancak Wilkinson’ın adı uzun süre hiç düşünülmedi. Bunun nedeni basitti: O çok “normal” görünüyordu. Santralde çalışmıştı, ama herkesin yakın temas kurduğu biri değildi. Beyazdı, teknik personeldi, sisteme dışarıdan tehdit gibi görünmüyordu. Üstelik güvenlik birimleri, apartheid düzeninin kendi önyargıları içinde düşünüyordu. Onlara göre asıl tehdit, dışarıdan gelen siyah militanlar ya da bilinen politik aktivistlerdi.

Wilkinson ise tam tersiydi. Sistemin içinden biri gibi görünen, ama ona içten içe karşı olan bir figürdü. Bu yüzden Güney Afrika tarihinin en büyük sabotajlarından birinin faili, 13 yıl boyunca bilinmeden kaldı.

GERÇEK ORTAYA ÇIKTI

Wilkinson’ın adı kamuoyunda ancak 1995 yılında açıkça duyuldu. Güney Afrika artık değişmişti. Mandela serbest bırakılmış, apartheid rejimi çökmüş, ANC iktidara yürümüştü. Geçmişin karanlık sayfaları tek tek açılmaya başlamıştı. 1995’te yayımlanan bir haber, Koeberg sabotajının ardındaki ismin Rodney Wilkinson olduğunu ortaya koydu. Böylece yıllarca süren gizem sona erdi.

ANC cephesinde Koeberg operasyonu, apartheid rejiminin stratejik altyapısına ulaşılabileceğini gösteren en önemli eylemlerden biri olarak görüldü. Daha önce Sasol yakıt tesislerine yapılan saldırıyla birlikte bu sabotaj, rejimin “dokunulmaz” olmadığını göstermek için önemliydi.

Mac Maharaj’a göre bu operasyonun asıl anlamı, yalnızca teknik başarıda değil, apartheid sisteminin doğasında saklıydı. Siyah çoğunluk zaten rejime karşıydı; ama beyaz toplumun içinden de bu sistemi sorgulayan, ona karşı harekete geçen gençler çıkabiliyordu. Wilkinson bu açıdan istisnai ama sembolik bir figürdü.

İNGİLTERE VE YENİ GÖREVLER

Operasyondan sonra Wilkinson İngiltere’ye gönderildi. Heather Gray de daha sonra ona katıldı. Çift 1983 yılında evlendi ve Suffolk bölgesindeki Woodbridge’de yaşamaya başladı. Bir süre bar işletmeciliği yaptılar, günlük hayata karışmaya çalıştılar.

Fakat Wilkinson tamamen ortadan kaybolmak istemedi. ANC ona küçük bir ödeme yapıp kaybolmasını önerdi. Ancak o, hareket için çalışmaya devam etmeyi seçti. Bu dönemde Güney Afrika’ya gizli malzeme taşınmasında kullanılan bazı lojistik projelerde görev aldı. Doğrudan sahaya çıkmasa da planlama ve teknik hazırlıklarda yer aldı. Bu durum, onun sadece tek bir sabotajla anılan biri olmadığını gösteriyor. Wilkinson, apartheid karşıtı yeraltı faaliyetlerinin daha geniş ağında da rol oynamıştı.

ÜLKEYE DÖNÜŞ

1991 yılında Wilkinson ve Gray, Güney Afrika’ya döndü. Nelson Mandela bir yıl önce serbest bırakılmıştı. ANC artık yasal bir siyasi hareketti. Ülke, apartheid sonrası döneme sancılı bir geçiş yaşıyordu. Çift, Knysna’ya yerleşti. Wilkinson burada yerel ANC bürosunda ve Komünist Parti faaliyetlerinde görev aldı. Ancak eski dönemin tehlikeleri tamamen bitmemişti. Aşırı sağcı gruplar hâlâ aktifti. Wilkinson ve ailesi tehditler aldı. Evlerinin hedef gösterildiği, silahlı kişilerin çevrede dolaştığı dönemler yaşandı.

Bu tehditler, aile üzerinde büyük baskı yarattı. Heather Gray, çocuklarının güvenliği için ailesinin yanına döndü. Wilkinson ise bu yeni hayatın dışında kaldı. Yıllar içinde ilişkileri de değişti, yolları ayrıldı.

SESSİZLİĞİN İÇİNDE

Bugün Rodney Wilkinson, Güney Afrika’nın Knysna kentinde sessiz bir hayat sürüyor. Onu tanıyanların bir kısmı, geçmişinde ülke tarihine geçen bir sabotaj olduğunu bilmiyor. O, yıllar boyunca büyük bir kahramanlık gösterisiyle değil, neredeyse görünmez olarak yaşamayı seçti.

Hatta yaşadığı çevrede birçok kişi Koeberg adını duyduğunda santrali hatırlıyor, orada çalışan tanıdıklarından söz ediyor; ama Wilkinson’ın hemen yakınlarında yaşadığını bilmiyor. Bu da hikâyeyi daha çarpıcı kılıyor. Güney Afrika tarihinin en dikkat çekici sabotajlarından birini gerçekleştiren adam, onlarca yıl boyunca sıradan bir komşu gibi hayatına devam etti. Wilkinson’ın yaşlılık yılları da kolay geçmedi. Sağlık sorunları yaşadı, tüberküloz nedeniyle akciğerleri zarar gördü. Ona bugün yakın duran insanlar, hayatının son döneminde geçmişiyle yüzleşmesi ve anlatması gerektiğini düşünüyor.

TARTIŞMALI MİRAS

Koeberg sabotajı hâlâ tartışmalı bir olay. Bir yandan apartheid gibi insanlık dışı bir rejimin sembolik kalbine vurulmuş büyük bir darbe olarak görülüyor. Diğer yandan hedefin bir nükleer tesis olması, eylemin taşıdığı riski çok daha ağır hâle getiriyor.

Ancak olayın en önemli noktalarından biri, saldırının santral tam faaliyete geçmeden önce yapılmış olması ve kimsenin ölmemesi. Heather Gray’in “radyoaktif bir kazayla yaşayamam” diyerek koyduğu sınır, operasyonun zamanlamasında belirleyici oldu.

Bu yönüyle Koeberg saldırısı, silahlı mücadelenin en hassas sınırlarından birini de gösteriyor: Rejime zarar vermek ile sivillerin hayatını riske atmak arasındaki çizgi. Wilkinson’ın hikâyesi bu nedenle yalnızca bir sabotaj hikâyesi değil. Aynı zamanda bireysel vicdanın, politik öfkenin, rastlantıların, travmaların ve tarihsel koşulların nasıl bir araya geldiğini gösteren karmaşık bir hayat öyküsü.

Bir dönem Güney Afrika’nın en iyi eskrimcilerinden biri olan Rodney Wilkinson, genç yaşta ölümcül bir kazanın yükünü taşıdı. Zorunlu askerlikte istemediği bir savaşın parçası oldu. Apartheid rejimine öfke duydu. Sonra da bu rejimin en korunaklı sembollerinden birinin içine girip onu içeriden vurdu.

Ve tüm bunlardan sonra, santralden çıkıp bisikletine bindi. Geriye ise hâlâ sinema sahnesi gibi anlatılan o cümle kaldı: Koeberg’e çalışan kartıyla girdi, bombaları yerleştirdi, iş arkadaşlarıyla vedalaştı ve Güney Afrika tarihinin en büyük gizemlerinden birine dönüşerek ortadan kayboldu.

En güvenli yerlerden biriydi: Nükleer santrali patlattı! Bisikletiyle kayıplara karıştı, neler oldu?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.